canag bingöl yayladere kürt köyü alevi Kurdî   Deutsch English Türkçe
H O M E
 
AMACIMIZ
Kısa Filmler     
Resimler          
Türküler
Haberler
Tarihce
Yöremiz
Inanç
Gelenekler
Yemekler
Masallar
Ulaşım
Dernek
Projeler
Taziye
Düğünler
Makaleler
Ziyaretci Sayfası
Linkler
Downloads
Kontak (e-mail)
 
 

 İnanç

Conag alevi bir köydür. Geçmişte Xaculi denilen bir köyden gelen dedeler cem ve gulbang tutarlardı. Bir kısım Conag´lıların dedeleri ise Kır köyünden gelir. Ancak 1970 lerden sonra genelde yaşanan aydınlanma sürecinde dede soyundan gelen insanlar büyük şehirlerde okuduktan sonra bu gelenekleri sürdürmekten vaz geçtiler. Bunun yaratığı boşluktan dolayı büyük şehrilerde suni mehzebinden etkilenen ve namaz kılan az sayıda Conag´lı varsada, bugün Conag´lıların cogu dindar değillerdir. Laik ve demokrat eğilim hakimdir.

Yaşlı insanların yaptığı dualardan, doğayı kutsadıklarına dair ipuçları vardır. Örneğin dolun ay çıktığında dua edilerek ay kutsanır. Yine sabahları dışarı çıkıldığında Güneşe bakıp içlerinden dua edip rahmet dilerler. Conag da insanlar su kaynaklarını da kutsarlar.

Sılbus'un yanı sıra Xıldıryês, Ziyareta Goman, Kanya Mêrga Axê, Kanya Jêrın gibi çeşmeler ziyaret olarak görülürler. Bugün hala insanlar su başlarında kurbanlar keserler ve orada yemek yapıp beraber eğlenirler. Örneğin Conag ve çevresinde en ağır bedualardan biri „Ocaxê te kur bi“ „Ocağın sönsün“ idi. Bu yüzden ocakta ateş hiç söndürülmezdi. Gece külün altına saklanan ateş ile sabahleyin yeniden ateş yakılırdı. Ocakta ateşin sönmesi bir uğursuzluk olarak görülürdü. Bugün bu halklar farklı inaçlara sahip olmalarına rağmen, sürdürdükleri ortak inançlar ve gelenekler

sözkonusudur. Hiristiyanlıktan ve islamiyeten önce yaşamın temel elementleri olan su, toprak, hava ve ateş kutsal sayılırdı.

kewri res

Kewri Reş
Conag da köyün arkasindaki kayalik „Kewri Reş“-türkcesi „Karataş“- de kutsanır. Orada da her yıl kurbanlar kesilir.
Köyün sırtındaki bu yüksek tepede su olmamasına rağmen her
yıl en az bir kez kurban kesilir. Kewri Reş bir kaylıktır. İçinde de küçük bir mağra vardır.
Conag'lıların doğaya gösterdikleri bu saygı tarihte atalarının inaçları hakkında bize ipuçları veriyor. Eskiden İranlıların, Ermenilerin, Kürtlerin ve diğer bu bölgede yaşıyan halkların Zerdüst inancında oldukları bilinmektedir.

ziyaret tasi

Ziyaret
Conag da insanların şifa bulduğu bir ziyaret vardır. Özellikle piskolojik olarak rahatsız olan insanların burada bir gece yatıkdan sonra düzeldikleri anlatılır.
Ziyaretin başına bir horoz getirilir ve kesinlen horozun kanı hasta kişinin alnına sürülür. Kurban edilen horoz köyde kurban niyetine birine hediye edilir.
Değişik köylerden bu ziyarete gelenler vardır. Ziyarete gelen kişinin ağzına teberik dedikleri toprak verilir. Teberik çok ince ve yumuşak topraktır. Ve hasta bir refakatcinin gözetiminde sabaha kadar ziyretin başında uyur.
Bu ziyaretin oldukca eski olduğu düsünülüyor. Eski bir Ermeni ziyareti olduğu da düşnülüyor. Ziyarete bulunan taşlardan oranın geçmişte bir vank veya türbe olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.

 

Conag'ın Hocaları

Eskiden yani 1927 leren önce tüm Türkiye genelinde olduğu gibi Conag da da imkanı olan insanlar eski harflerle okuma yazma öğreniyorlardı. Ayrıca Conag da üç kişi „Xoce“ Hoca idiler. Bunlar şu andaki öğertmenlerden farklı arap harfleri ile okuma yazma öğretirlerdi. Bunun dışında Mevlit okurlardı.
Üc hocanın isimleri şöyle idi; Husên efendi (Hüseyin Seven) Aliyê Xecê (Ali Özer Ismail Özerin babası) ve Sılêmanê Besê (Süleyman Tan) idiler.
Bu hocaların günümüz´deki bazı yobaz hocalardan farkı onların halktan insanlar olmaları idi.

Tüm köylüler gibi onlarda üretime katılırlardı. Ayrıcalıkları yoktu.
Bunlardan Sılemanê Besê'nin hikayeleri hala anlatılır. Sakin, efendi kendi halinde olan Süleyman Hoca her perşembe akşamı ev ev dolasır, dua okurmus. Dua işini bitirip eve döndüğünde rakısın çıkarır sigaralığını tütürürmüş.
Süleymanê Besê'nin Arif hoca denilen Elazığlıi bir Alevi dede ile dostluğu varmış. Arif Hoca Conag'a geldiğinde misafir olmak için çocuksuz, hatta bayanların olmadığı evlerde yatmak istediği söylenir. Bunun nedeni rahat bir şekilde sigaralığını yakmak isteğinden geldiğini halla yaşıyanlar anlatır.

Mevlit

Köyde ölülerin üçüncü günümde, kırkıncıı gününde ve ölüm yıl dönümlerinde mevlit okunur. Eskiden Kürtçe okunan mevlit şimdi Türkce okunuyor. Son yıllarda bazı mevlitlerde tekrar Kürtçe bölümler de okunuyor.

Derdıwan

Derdıwan Kort yaylasının Conag köyüne bakan yüksek tepesidir. Sılbus'la bakışır, adetta göz kırpar ona. Peri vadisine ve Deşt düzüne hakim bir tepedir. Burası bir ziyaretdir. Ziyaretin tek işareti ise oradaki dilek ağacıydı. Derdıwan ile ilgili çok anım vardır. Ondan 40 yıldır ayrı olmama rağmen hep rüyalarıma girer. Mesela o tepede güneş batarken ben bir mezar kazar dururum. Size rüyalarımı başka bir yazıda anlatacağım. Bu yazıda Derdıwanın Conag'lılar için önemini anlatacağım.
9 - 10 yaşlarındaydım. O gün Derdıwan' da kurbanlar kesilecekti şenlik yapılacaktı. Ve benim önemli bir iş halletmem gerekiyordu. O işi ben mi kendi kendime edinmiştim, yoksa annem mi bana vermişti hatırlamıyorum. Derdıwan'ın tepesindeki dilek ağacını dik hale getirmem gerekiyordu. O Ağaç belki 150 yaşında idi. Ağaç değil, ana dalları kırılmamış kuru bir kök idi aslında. Her bahar geldiğinde biz o ağacı kaldırır, çevresini taşlarla besliyerek dik durmasını sağlardık. Boyu 3 metreyi geçmeyen, gövdesi adeta cilalanmış parlak beyaz bir renkteydi. Beni en çok etkiliyen gövdesinin o kaygan parlak beyazlığı idi. Biz 2 - 3 çocuk idik. Yanımda kim vardı hatırlamıyorum. İhtiyar dilek ağacının insanlar gelmeden dik hale getirtilmesinin sorumluluğu benimdi. Bu daha sonra her baharda benim işim olup çıktı. Yaylalara çıktığımızda yaptığım ilk iş bu olurdu.
O gün biz yaşlı ağacı dikeltikden sonra 2 veya 3 koyun kesilmişti. Kurbanları teyzemin oğlu Kemal Akbal kesmişti. Kadın, kız, çoluk - çocuk tüm yaylalardan Arê Garişan'dan, Korta Pıtıkan'dan, Korta Lawıkan'dan ve Arê Kewêx'den insanlar geldiler. Halaylar tutuldu ve Güneş bize gülmeye başladı. Daha sonra bizim dilek ağacı renga reng bezlerden neredeyse görünmez hale gelmiştı. Ağacımız süslenmiş, güzelleşmişti. Sahibiyimiş gibi gururla ona bakıyordum. Beyaz kuru ağaca her gelen bir bez veya ip parçası bağlayıp içinden dilek diliyordu. Ben kendim dilek diledim mi? Hayır. Daha sonraki yıllarda da bez bağlayıp bir şey istedim mi hayır.. Neden bir şeyler istemedim? İsteseydim olurmuydu? Kim bilir?


 


Ama önce istemesini bilmek lazım. Ne istediğini bilen kişi istediği şey için çaba harcar ve de ona ulaşabilir. İnancın en büyük espirisi de bu olsa gerek. Bizim yörenin insanları dua etiklerinde önce Kainat'a, sonra komşularına ve tüm bunlardan sonra 'bizim de çoluk çocuğumuzu koru' diye dua ederler.Bir bakıma kendilerini ön plana çıkarmazlar. Bilinçli olarak sıralamayı düşündüğün zaman kişinin kendisine aslında sıra gelmiyor. Annemin duaları böyle idi. Daha sonraları dergah ve ziyaret yerlerinde insanlara nasıl dua etiklerini sorduğumda, bana bu şekilde dualarını okudular.

Bir başka ilginç nokta ise şudur: Mum yakılır ve dualar edilir. Bu mumlar bu yörenin çok eski ve kendine has bir ürünüdür. 'Bendık gıredani' yani bez bağlamayı genelikle genç insanlar yapar. Ancak dilek ağacından birşeyler istenir. Sevgililere kavuşma veya ayrı olup sevdiğin insanlara kavuşmayı istersin. Sonuçta bir şey istenir. Bu nedenle genç insanalara şaka yollu takılırlar. Ama Hızırdan para istenmez. Zenginlik varlık işlerine sanki H ızır bakmıyormuş gibi. Hızır sadece gönül işlerinin bekçisi sanki.
Bunları yazarken sanki bu inancları küçümsüyormuşum gibi anlaşılabilir. Asla böyle bir amacım yoktur. İnanmak çok önemli bir şartdır. İnsanlar kuru ağaçtan bir şeyler isterken elbette kuru ağacın kendisinden istemiyorlardı. O bir semboldü. Ve üstüne üstelik gözle görülebilen bir nesne. Doğanın bir unsuru üstelik. Başka inançlarda haç, kitap ve benzeri nesneler de kutsal sayılırlar.
Bizim yörenin insanları 'İnsan üstü bir gücün' varlığına inanırlar ve yüreklerini saf ve temiz tutukları oranda, bu gücün dar günlerinde onlara yardım edeceğini bilirler.
Ben 9 - 10 yaşlarında o kuru ağacı dik hale getirip insanların dua etmesine hizmet ederken, özünde kilise yapan ve minare dikenden farklı bir iş yapmamışım aslında.
Sözüm yöremizin inançlarını hor görenleredir.
Mehmet AKBAL

 

created by conag team