www.conag.org
baslikk

H O M E

AMACIMIZ
Kısa Filmler
Resimler
Türküler
Haberler
Tarihce
Yöremiz
Inanç
Gelenekler
Yemekler
Masallar
Ulaşım
Dernek
Şiirler
Taziye
Düğünler
Makaleler
Ziyaretci Sayfası
Linkler
Downloads
Kontak (e-mail)
 


İÇİMİZDEN BİRİ

ALİ GÖKSAL (Eliyê Hagiyê)

   
                 "Ablam Avtariç köyünün Meğelan mezrasından nişanlıydı, nişanlısı öldükten sonra psikolojik rahatsızlık geçirdi ve kayboldu. Tüm köylülerimiz, komşularımız ablamı bulmak için seferber oldular. Ablam günlerce dışarıda aç-susuz kaldı, dağlarda kaç gün kaldığını hatırlayamıyorum."    
 

     Ali GÖKSAL, 1925 yılında Conag‘ da doğdu, annesi Anzevig köyün Hag mezrasından olduğu için Köylülerimiz tarafından Eliye Hagiye olarak anılıyor. Ali GÖKSAL, altı kardeşten biridir, daha çocuk yaştayken Babasını kaybetmiştir. Ailesinin yaşamlarını sürdürmeleri için annesiyle beraber gurbet yolunu tutmuş, 14 yaşından itibaren aralıksız uzun yıllar çalışmak zorunda kalmıştır. Köyümüzün yaşlı insanlarından biri olup yardım severliliği, hoşgörülü ve tatlı sohbetinden dolayı toplumumuzun her kesimi tarafından sevilip sayılmaktadır. Derneğimize sunduğu maddi ve manevi katkılarını köylülerimiz tarafından takdirle karşılanmaktadır.
     Ali GÖKSAL (Eliye Hagiye) Kimdir? Nasıl bir hayat yaşadı, neler yaptı? CONAG ‘tan İstanbul’ a ilk gelişini ve bu süreçte yaşadığı olayları kendisine sorup aldığımız bilgileri sitemizi takip eden değerli www.conag.org okuyucularına aktarmak istiyoruz.



     Konuğumuza, daha önceden planlanmış ve konu hakkında kendine bilgi verilerek randevu talep edildi. 16.06.2007 tarihinde saat 14.00 da randevumuzu gerçekleştirdik. Tabii bu saygı değer büyüğümüz bizleri evinde kapıda karşılayarak iyi bir misafirperverlik örneği gösterdi. Hal hatır sorulduktan sonra, saygı değer büyüğümüzün söylediklerini bire bir kaleme almak amacıyla beraberimizde getirdiğimiz kameramızı çalıştırdık. Bizlere; sözlerini kendi bestelediği birlik ve beraberliliğin devam edilmesi, o birlik beraberliğin daha da sağlam temellere oturtulması anlamında saz çalarak bir türkü söyledi, ancak duygusallığı ağır bastığı için türküyü tam olarak söyleyemedi.

Türkü sözleri:

Ne Söyleyeceğimi bilmiyorum
Köyüme baktıkça içim yanıyor

Ne olur Allah’ınızı severseniz
Birbirilerinizi bırakmayınız

Birbirine sahip çıksın herkes
Aramayınız kendinizde başka bir dost

     Bir iki dakika ara verdikten sonra sohbetimize ve sorularımıza geçtik.
İlk sorumuzu doğduğu ve sonraları göç etmek zorunda kaldığı Conag köyümüzden başlıyoruz.

   
       
 

     Ali Amca, Kaç yaşına kadar köydeydiniz? bizlere köydeki anılarınızda söz edermisiniz?
     14 yaşına kadar köydeydim, yani çocukluğum köyde geçti. Bir insan doğup büyüdüğü yeri hiç unuturumu. Benim dönemimde ilkokul Conag‘ta yoktu, Yayladere‘ de ilkokul vardı orada 3.sınıfa kadar okudum. Köyde kendi emsallerimizle hep oyun oynuyorduk, hayvan otlatıyorduk, hele yaylalar döneminde yaylada ateş yakıp, ateşin etrafında halay çekip kızlı-erkekli türküler söylememiz unutamadığım anılardır. Genelde çocukluğum amca kızları Zübeyde, Hediye ve komşumuz Hüseyin SÜER le geçti.

      Köyde yaşadığınız dönemde, kimlerin sözü geçiyordu?
     Köyümüzün nahiye olduğu dönemleri hatırlıyorum, bazı çevre köydeki insanlarımız kendi aralarında herhangi bir sorun yaşadıklarında ve karakolluk olduklarında köyümüzün ileri gelenleri hemen araya girip kendilerine zarar gelmemeleri için karakolda barıştırıyorlardı. Bunu da Aliye Arew (Ali GÖKSAL) ve Harsekli Maksut Ağa (Maksut SAYAN) yapıyorlardı, en çok bunların sözü dinleniyordu diyebilirim.

     Ali Amca; gelelim Conag’ dan İstanbul‘a göç etme olayına.
İstanbul‘a hangi tarihte geldiniz?

     24 Ağustos 1941 yılında geldim.

     İstanbul’ a nasıl geldiniz yanınızda kimler vardı?
     İstanbul ‘ a annemle birlikte geldik. O dönemlerde İstanbul‘ a gelmek zor bir yolculuğa katlanmak gerekirdi, bu günkü gibi rahat ulaşım olanakları yoktu.
     Köyümden sabah erken saatlerde çıkıp Yayladere‘ den Sılbus dağın oradan geç saatlerde Tunceli‘nin Pülümür ilçesinde tuz yataklarının bulunduğu köye vardık, orada beklerken bir bayan geldi bizleri evine davet etti. Annem gitti ancak ben gitmedim, bende orada bulunan Kahvehaneye gittim tahta kanepelerin üzerinde uyuyarak sabahladım. Ertesi gün yine sabah erken saatlerde annemle buluşarak Erzincan‘ a hareket etmek üzere yolumuza devam ettik. Trenin o gün saat dörtte hareket edeceğini öğrenmiştik, o yüzden yollarda vakit geçirmememiz gerekirdi, sonuçta trenin kalkış saatinden evvel tren istasyonuna vardık. Bilet ücreti ise iki buçuk liraydı. Doğrusu trenin nasıl bir araç olduğunu çok merak etmiştim, treni o gün ilk kez gördüm. Erzincan‘ dan İstanbul‘ a yolculuğumuz başlamış oldu, fakat tren çok kalabalıktı. Oturulacak yer yoktu. Annem oturulacak bir yer buldu, bende yanına gittim. Birkaç yerde kısa molalar verdikten sonra en uzun molayı Eskişehir’ de verdi. Annem Eskişehir‘de büyük ekmeklerden bir ekmek ve bir miktar helva aldı, ekmek yaklaşık bir kilo vardı, Yolculuğumuz boyunca ekmek ve helva yedik. O yıllar yokluğun ve yoksulluğun kol gezdiği yıllardı, Sonuçta birkaç gün sonra İstanbul Haydarpaşa tren istasyonuna vardık.

     İstanbul da sizleri karşılayacak birileri varmıydı? O dönem insanlarımız ne işler yapıyordu? Nerede kaldınız ve ne gibi işlerde çalıştınız?
     Haydarpaşa Tren istasyonuna vardıktan sonra muhakkak birilerini görebileceğimizi tahmin etmiştik. Orada Köylülerimizi ve çevre köylerdeki insanlarımızı gördüm. Hepsi görünürde perişan haldeydiler, tümünün üst başları toz toprak içerisindeydi. Onların o durumu dikkatimi çekmişti. Ne işler yaptıklarını merak etmiştim, sonra öğrendiğimde Anadolu‘ dan trenle gelen kömür vagonlarını boşaltıyorlarmış veya trenin önünde bekleyip gelen yolcunun eşyasını taşıyıp eşya sahibinin vereceği bahşişle geçiniyorlarmış. Köylülerimiz orada bizlere çok yardımcı oldular, o dönem Dolmuş, taksi gibi araçlar pek bulunmuyordu. Bir at arabası (Payton) kiralayıp gideceğimiz yer olan Kadıköy – Yeldeğirmeni’ ne gönderdiler. Yeldeğirmeni’ de rahmetli babamın samimi bir arkadaşı olan Zımteg köyünden İbrahim beyin (İbışi Zımtegi) evine gittik. Orada birkaç gün kaldıktan sonra aynı binada kiracının biri çıktı yerine annem ve ikimiz taşındık. Bir yıl sonra diğer kardeşlerim köyden geldi, kısa bir süre sonra Hüsnü ve Mehmet ağabeylerim askere gittiler. Diğer iki erkek kardeşim Cemal ve Kazım ilkokula başladılar. Benimde artık çalışma vaktim gelmişti. Tanıdıklarımın aracılığıyla Haydarpaşa‘ da büfe de iş buldular. Büfede çalışmaya başladım, patronum bana tren İstasyonunda yolculara bisküvi satmamı söyledi. Büfeden çuvallar dolusu bisküvi alıp gelen giden yolculara satmaya başladım. Patronum her sattığım bisküviden belirli bir komisyon veriyordu. Bende bu hırsla ne kadar bisküvi satabilirsem o kadar çok para kazanırım düşünüyordum. Bu işim bu şekilde beş-altı ay sürdü bu süre içerisinde 900 ile 1.200 lira arası para kazandım, o dönem iyi bir paraydı. Daha evvel de belirttiğim gibi açlık, yoksulluk hat safhadaydı, sanırım o yıllar Alman harbi dönemiydi. Maaşım 10 liraydı, 20 kuruş da yemek ücreti alıyordum artı sattığım bisküvilerden aldığım ikramiye.

     Köyümüzden İstanbul’ a gelen ilk bayan anneniz mi?

     Diyebilirim ki bizim yörede belki de İstanbul‘ a gelen ilk bayandı.

     Anneniz Türkçe biliyor muydu?
     Annem İstanbul’ a ilk geldiğinde Türkçe bilmiyordu, bu konuda ben ve kardeşlerim yardımcı oluyorduk.

     Anneniz ilk dönemlerde Türkçe bilmemesinden dolayı komşuları tarafından dışlanıyor muydu?
     Hayır! kesinlikle dışlanmıyordu, komşularımız anlayış gösteriyorlardı ve çok iyi anlaşıyorduk. O dönen unutmağım bir olay var. Ben saz çalıp türkü söylüyordum, karşı apartmanda oturan, Anneleri Ermeni babaları ise Türk, Türkiye‘ de ses sanatçılığında birici olmuş Suzan GÜVEN adında bir bayan vardı, radyolarda çıkıyordu. Kardeşi de güzellik yarışmasında dereceye girmiş, bir gün kahvehanede türkü söylediğimde Suzan GÜVEN hanım efendi orada geçerken beni görüp bir süre dinlemiş kendisini o an hiç fark etmemiştim. Orada ayrılır ayrılmaz annemin yanına gidip not bırakmış, oğlun eve geldiğinde bana muhakkak uğrasın demiş. Eve gittiğimde annem notu bana iletti. Doğrusu merak ettim beni niye çağırmış diye düşündün. Evine gittim bana; seni kahvehanede türkü söylerken dinledim sesin çok güzel dedi. Bir türkü söylememi istedi, o dönem halk tarafından çok tutulan bir türkü vardı “ Şafak söktü yine sunam uyanmadı” türküsünü söyledim. Sesimi beğendi, gel Ali seni sanatçı yapayım dedi. Benim çalışmam gerektiğini söyledim, ailenin geçimini ben saylıyorum dedim. Böylelikle sanatçılığı reddettim, sanatçılığı kabul etseydim kim bilir daha fazla para kazanabilir, belki de herkes tarafından tanınan bir sanatçı da olabilirdim, ama risk almadım.

     Ne zamandan beri köye gitmiyorsunuz?
    1962 yılından bu yana köye gidemiyorum, yani 45 yıl oldu. Acil bir durum için gitmiştim, toplam üç gün kaldım. O da gittim sayılamaz, zaman kısıtlı olduğundan köyde pek gezip dolaşamadım.

     Bu kadar köyünüzü sevmenize rağmen niye gitmiyorsunuz?

     Gerçekten köyümü ve köylülerimi çok seviyorum, gitmememin nedeni? Daha önce işlerimin yoğunluğunda fırsat bulamamayışım, son dönemlerde ise sağlık sorunlarımdan dolayı ve köyde huzur ortamının olmadığı için gidemiyorum.

     Köyde veya İstanbul ‘da herhangi üzücü bir anınız var mı?
     Tabii ki bu süre içerisinde yaşadığım üzücü olaylar olmuştur. Unutamadığım en üzücü olayı köyde yaşadım. Ablam Avtariç köyünün Meğelan mezrasından nişanlıydı, nişanlısı öldükten sonra psikolojik rahatsızlık geçirdi ve kayboldu. Bütün köylülerimiz, konu komşularımız ablamı bulmaları için seferber oldular. Ablam günlerce dışarıda aç-susuz kaldı, dışarıda (dağlarda) kaç gün kaldığını hatırlayamıyorum. Ablam Anzevig Nehrini (Peri Suyunu) takip ede ede Hag köyünün orada Nehirden karşıya geçmek istemiş. Orada belirli bir mevkide bulunan kayalıklar (Keviri reş denilen yer) dikkatini çekmiş az da olsa hafızasını toparlayabilmiş. Bildiğiniz gibi Annem Haglı, ablam küçükken annemle birlikte dayımlara gidip geliyormuş. Orada bulunan kayalıklar aklına gelmiş, ben küçükken dayımlara gidip geldiğimde bu kayalıkları görüyordum diye düşünmüş. Orada dayımların evini yakınlarına kadar gitmiş, dayım ve yengem evinin önünde bulunan Harmanda çalışıyorlarmış. Ablam dayı diye seslenmiş, dayım ablam Elifi gördüğünde üst başı perişan durumundaymış. Yengem kendi elbiselerini giydirmeden önce temizliğini yaptırmış, yiyeceğini içeceğini verdikten sonra ablam Elifi o gün eve getirdiler. Bir anda evde bayram havası yaşandı çok sevindik. Daha sonra ablam kendisini toparladı, psikolojisi düzeldi.

     Ali Amaca, genelde insanlarımız boş zamanlarının çoğunu kahvehanelerde geçiriyorlar. Sizce bunun nedeni nedir?
     Doğrusu nedenini bende bilmiyorum, ama bu alışkanlık sadece bizim köylülere has bir alışkanlık değildir, çevremiz insanlarının birçoğunda bu alışkanlık vardır. Kahvehanelere gitme alışkanlığı ve sürekli kahveyi düşünmek her açıdan insanı geriye götürür. Bakınız, bununla ilgili sizler bir olayımı anlatayım. 1954 yılında, Kadıköy’ de taksicilik yapıyordum. Bir müşteri denk geldi Kadıköy’ den Ümraniye’ ye götürdüm, yolda sohbet ettik. Gel paran varsa burada arsalar çok ucuz birkaç dönüm arsa al dedi, o dönem oralarda pek evler yoktu, bende o aralar arabayı yeni almıştım borçluydum alacak gücüm yoktu. Kahvehaneye geldim, bizim insanlara durumu anlattım, inanın bir çoğununda en az bir-iki dönüm arsa alacak paraları vardı, kendilerini birkaç saatliğine de olsa kahvehanede koparamadım. Kahvehaneler gereksiz yere zaman öldürmekten başka bir işe yaramıyor. İnsanlarımızın zamanlarını boş yere değil de dolu dolu geçirmelerini tasfiye ederim. Sosyal etkinliklere katılabilirler kitap okuyabilirler, sinemaya, tiyatroya gidebilirler.

     1900 lü yılların başlarında 20 den fazla köylümüz köyden kalkıp
Amerika ’ya (ABD ‘ye) çalışmaya gitmişler, onlara kimler öncülük etmiş? Nasıl gitmişler? Kazandıkları paraları nasıl değerlendirmişler?

     Kimlerin öncülük ettikleri konusunda bilgim yok, Yalnız İstanbul’ dan gemiyle Fransa‘nın Marsilya kentine gidip, oradan da birilerin aracılığıyla Amerika’ ya gittiklerini duymuştum. Babam da Amerika’da birkaç sene çalışmış. Amerika ‘ya gittikleri dönem seferberlik dönemiymiş, birçoğu da evliymiş. Çok para kazanmışlar ancak çoğu da geleceğe yönelik herhangi bir yatırım yapmamış. Birol ‘lar (Mala ponte) Karakoçan Yeniköy’ de, Törün’ ler de (Mala Asi) Elazığ Oğ köyünde yer almışlar. Diğerleri çevrede tarla veya çimenlik yer satın almışlar. Çevre köylülerden ihtiyacı olan insanlara tarlasını ekip biçme karşılığında borç para vermişler. Verilen borç paraların çoğu da geri gelmemiş, senet yok, bir şey yok, güvenerek vermişler ama maalesef birçoğu geri ödeme yapmamış.

     Abdullah Çavuş ve Mustafa Çavuş hakkında neler biliyorsunuz?
     Abdullah Çavuş ve Mustafa Çavuş, Haydarpaşa da bir çok işçi çalıştırdıklarını duymuştum, burada servet denecek kadar para yapmışlar hata binalar almışlar, sonraları satıp köye dönmüşler, kazandıkları parayı da zamanla bitirmişler. Onlarda ekonomik olarak gelecek kuşaklara bir şey bırakamadılar. Ben yetişemedim, yani kendilerini göremedim, çocuklarını gördüm, çocukları da babamın yaşıtlarıydı.

     1950 ‘li yıllarda köylülerimiz İstanbul ‘da dernek kurmuşlar, ilk dönemleri çok faal çalışıyormuş, sonraları neden kapandı?
     Çevremizde ilk derneği İstanbul’ da köylülerimiz kurdu diyebilirim. Yani hiçbir çevre köyünün derneği yoktu. Evet, gerçekten ilk dönemlerde çok faal çalışıyorduk, belirli bir disiplin vardı, herkes görevini en iyi şekilde yapıyordu, aidatlarını düzenli ödüyorlardı, yemekli geceler düzenleniyordu, dönemin en iyi sanatçıları geceye davet ediliyordu. Aynı dernekle devam etmiş olsaydık çok yol kat etmiştik. Sonraları iş yoğunluğumdan dolayı derneğe bende uğrayamıyordum. Genel Kurul dönemlerinde kimseler yönetime girmek istemedi maalesef dernek fehs oldu.

    Kimlerdi bu sanatçılar?

    Ali Ekber ÇİÇEK, Davut SULARİ, Nuri SESİGÜZEL, şuan isimlerini hatırlayamadığım birkaç sanatçı daha vardı.

     Derneğin parası varmıydı ?
     Derneğin bir miktar parasının olduğunu söylüyorlardı, o paranın akıbeti ne oldu bende bilmiyorum.

     1999 yılında kurulmuş ve şu anda faal olan derneğimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
     Şimdiye kadar dernek yönetiminde görev alanların çok dürüst çalıştıklarını biliyorum. Bu konuda bütün köylülerimizden bir ricam var, derneğin yürüyebilmesi, birlik-beraberlik için herkes üzerine düşen görevi yapsın. Köyümüze ve köylülerimize mutlaka ve mutlaka sahip çıkmamız lazım. Bakınız; yakın bir zamanda genç bir köylümüz intihar etti, o genç köylümüzün dertlerini ve sorunlarını dinleseydik her konuda yardımcı olsaydık intihar etmezdi. Köyümüze ait bir yerimiz olsaydı gelip barınırdı, başka fikirler ve düşünceler edinirdi, yalnız kalmazdı. İnsanlarımız gidip kahvehanelerde 30 – 40 YTL harcama yapabiliyor kendi derneklerine yardım konusu geldiğinde elini cebine atmıyorlar. Yapmayalım bunları yazıktır, günahtır. Allah bilir şuan ekonomik olarak çok iyi değilim, yoksa dairemin birini satar köyümüzün derneğine bağışlardım. Ne olacak yani ne yapacağım, benim köylümden başka kimsem yok. Benim Köylüm bana rahmet okursa rahmet okur, lanet okursa lanet okur. Onun için hanımıma söylüyorum, ben ölürsem 25 kuruşum kalsa dahi o parayı köyüme bağışlayın diyorum.

     Bu konuda sitem ediyorsunuz, yapılan desteği mi yeterli görmüyor musunuz?
     Yeterli görmüyorum, ama umudumu da yitirmiş değilim. Bir yıllı aşkın zamandır bir yer alma çalışmaları var. Bu çalışmalardan bütün Cönek’ lilerin haberi var, aldığım bilgilere göre bu konuda köylülerimizin ancak üçte bir oranında katkısını sunmuş. Diğer üçte ikisi nerede niye zamanında gerekeni yapmıyorlar anlayamıyorum. Benim bildiğim Cönek‘liler isterseler bir haftada bile bu sorunu çözerler. İnşallah bu konuda yanılmam.
Ali Amca; Son olarak söylemek istediğiniz her hangi bir şey var mı?
Benim mesajım şudur; birbirimizi dinleyelim, anlamaya çalışalım, doğacak çocuklarımız, torunlarımız bizlerden sitem etmesinler, onlara iyi bir gelecek sağlamak bizlerin elinde, Allah insanlarımıza zeval vermesin diyorum. Sitemiz aracılığıyla; bütün köylülerime ve çevre köylerdeki bütün hemşerilerime sevgi ve selamlarımı sunarım. Ayrıca bir büyüğünüz olarak evime gelip bir çok konuda düşüncelerimi ve verebildiğim öğütleri dinlediğiz için sizlere çok teşekkür ederim.
Bizlerde; Conag.org çalışma gurubu olarak sizlere çok teşekkür ederiz.

 

   
created by conag team
Kurdî   TürkçeEnglishDeutschDeutschTürkçeEnglishKurdî